İBRAHİM USLU HOCAEFENDİNİN HAYATI 

İbrahim USLU Hoca Efendi Kayseri’nin Yahyalı ilçesi Mustafabeyli köyünde, merhum annesinin ifadesiyle 1940 senesinin bir ilkbaharında karların erimesiyle, derelerin coştuğu, cıvıl cıvıl kuşların bülbüllerin ötüştüğü, güllerin menekşelerin, yaseminlerin rehasını etrafa saçtığı bir mevsimde dünyaya gelmiştir. Merhum babasının ve validesinin ihtimamlı terbiyesi altında ilk ‘’elif ba Cüzü’nü rahmetli babasından öğrenmiştir.5-6 yaşlarına gelince ilkokula kaydını yaptırırlar. İlkokula giderken bunun yanında Kur’an-ı kerim tedrisatına’da devam etmiştir. Tabi o günlerde kuranı kerim bulmak çok zordu.  
        1946 senelerinde pek öyle serbestlik yoktu, sıkıntıların olduğu bir dönem geçiriyorlardı. Hatta köylerinde imam Nasuh ALTAN hoca efendi bir gün dedi ki; oğlum bu kur’an-ı kerimi hiç kimseye gösterme diye, tembih etti!’’ çocuk yaşta olması sebebiyle birileri kur’anı kerimi’mi elimden alır, onun için böyle söylüyor Hocam bana diye zannetmişti, meğer iş daha başkaymış. O zaman çok sıkı bir dönem geçiriyorlardı, dini tedrisatlar yasaklanmış vs. Bu gibi sebeplerden dolayı zorlukla bir Kur’an-ı kerim bulmuşlardı. Okumayı ilerletince hafızlığa başladı, hem ilkokula devam ediyor, hem de köyün imamından kurân-ı kerimi hıfz ediyordu. Tabi köye kim imam geldiyse ondan okurlardı, biri gidip diğeri gelince kaldıkları yerden devam ederlerdi. Neticede hafızlığını Allahın izniyle tamamlamıştı. Bu arada ilkokulu da hiç kalmadan pekiyi derece ile bitirdi.       
    1950’de Kayseri’de ilk imam hatip okulu açıldı. İbrahim uslu Hoca Efendi oralara da gideyim, ilmi yönden ilerleyeyim istiyordu ama babası,’’Oğlum ben fakirim seni okutamam ‘’ diyordu. O zamanlar genel bir fakirlik vardı, hele köy yerlerinde daha fazlaydı. Üç dört sene böyle geçti.      

 GÖNENLİ MEHMET EFENDİYLE TANIŞMASI

Bu arada İbrahim Uslu Hoca Efendi Gönenli Mehmet Efendinin namını duymuş ve onun yanına gidip okumak istiyordu. 1954 senesiydi, firar ederek İstanbula Gönenli Mehmet Efendiyi bulmaya geldi, ama Gönenli Mehmet Efendi o sırada Hacca gitmişti tekrar İbrahim Uslu Hoca efendi kayseri’ye geri döndü          
         1954 Senesinin sonlarına doğru kasım aralık aylarıydı tekrar İstanbul’a gitti. Gönenli Mehmet Efendi artık hacdan gelmişti. Fatihte Çırçır Hasan Camiinde talebeleri vardı. İbrahim Uslu Hocaefendi’yi talebeliğe kabul ettiler. Bu arada 1957 senesine kadar emekli Binbaşı Tevfik UYSALER’den tefsir dersi almış ve ayrıca İsmail BAYRI Hocaefendiden’de talim dersleri almıştır daha sonra İbrahim Uslu Hoca Efendi Diyanet Başkan vekilliği yapmış olan yaşar TUNAGÜR Hoca Efendi Bağdat’ta ilim tahsil ettiğini duyar ve kendiside ilim tahsil etmek için bağdata gitmek ister. 

MAHMUD EFENDİ HAZRETLERİYLE TANIŞMASI 

Tabi bu düşünceler devam ederken etrafında Efendi Hazretleri Mahmud USTAOSMANOĞLU’nunda ne kadar derin ilimli Mübarek bir zat olduğunu duyuyor ve tanışmak istiyordu. Ah ne olur şu hoca efendinin talebesi olsaydım diye zaman zaman içinden geçirdiğide oluyordu ve bir gün Mahmud Efendi Hazretlerini görmek kendisine nasip oldu ve orada ilk görüşle Efendi Hazretlerine derin bir muhabbet duydu. İşte o anda gönlünden Bağdat’a gitme sevgisi tamamen silindi. Kendisi Mahmud Efendi Hazretlerine Efendim beni talebeliğe kabul edermisiniz? Dedi Efendi Hazretleri’de kendisine kabul buyurduklarını söyledi böylece 1957 senesinde Efendi Hazretlerinden Arapça okumaya başladı İbrahim Uslu Hocaefendi ve birkaç arkadaşı ile şimdiki Fatih İmamhatib okulun şantiyesinde bir su deposunun üzerinde tahtadan yapılmış bir barakada kalıyorlardı. Bir gece kalkıp baktılar ki başlarının üzerinde dört parmak kar yağmış, yani anlayacağımız kaldıkları barakanın çatısının bir bölümü karın ağırlığından dolayı çöker ve kar üzerlerine iner.

 İBRAHİM USLU HOCAEFENDİNİN ALİ HAYDAR EFENDİYLE TANIŞMASI

 İbrahim Uslu Hoca Efendi, Efendi Hazretlerinde okurlarken, Efendibaba diye bir zattan bahsederlerdi tabi İbrahim Efendi kimdir bu zatı bilmiyordu.                                                                           Bir gün Efendi Hazretleriyle namazı kılıp camiden çıktılar İbrahim Efendi, Efendi Hazretlerine, Efendim benide halkanıza alırmısınız diye sorar. Efendi Hazretleri kendisine istihare yapmasını söyler. Bir Cuma gecesi istihare yapar İbrahim Efendi istiharenin sonucunu Cuma sabahı anlatır. Efendi Hazretleri İbrahim Efendiye bizi takip et der. İbrahim Efendi takip eder. Gide gide tekke caminin arka kapısından içeri girerler. Büyük şeyh efendi ismet garibullah Hz.’lerinin tekkesidir girdikleri yer, içeri girerken İbrahim Efendi kendisini sanki cenneti Âlânın kapısından içeri giriyormuş gibi olur. Daha sonra merdivenleri çıkarlar ve odadan içeri girerler, birde ne görsün bembeyaz sakallı, bembeyaz elbiseli her tarafından nur fışkıran bir zat. O anda İbrahim Efendi Peygamber Efendimiz S.A.V. ‘i görmüş gibi olur. Meğerki o zat Ali Haydar Efendidir (Kuddisesiruhu)dur. Tabi Ali Haydar Efendi ozamanlar baya yaşlanmıştı ve derdiki evladım ha bu ayaklar Mekke, Medine, Şam, Halep, Şiraz pek çok yer gezdi dolaştı ama bu kapı mislini bulamadı. İbrahim Efendi bu ne büyük şeref diyerek Rabbine şükreder ve ibrahim Efendiye Ali Haydar Efendi bizzat kendisi teveccühde bulunur. Bu arada 36 senedir kapalı olan İsmet baba tekkesi Rahmetli Adnan menderesin emriyle tekrar açılır ve böylece tekkenin tamiratı başlar. İbrahim Efendi ve arkadaşları bizzat tekkenin tamiratında hizmet ederler. Bir gün Ali Haydar Efendibabayı ziyaret ederler en arkada İbrahim Efendi vardır herkes elini öper ve sıra İbrahim Efendiye gelir ve elini oda öper öptükten sonra Ali Haydar Efendibaba, İbrahim Efendinin sakalından tutar ve şöyle der, bu beni rüyasında gördü nasıl gördün doğru söyle! İbrahim Efendi şaşırır çünkü görmüş olduğu rüyayı hiç kimseye anlatmamıştır. Ali Haydar Efendibabanın bir kerametidir bu ve İbrahim Efendi gördüğü rüyayı aynen noktası noktasına anlatır. Ali HAYDAR Efendibaba doğru doğru doğrudur der, rüyada İbrahim Efendi Ali Haydar Efendi Babayı sakalını traş etmiş olarak görür. Bu rüya görenle vede görülenle alakalıdır’der Efendibaba, Mübarek zat görenin sünnette noksanlıklarına, görüleninde ehlinden ayrılacağına (yani vefat edeceğine işarettir der) ve kısa bir süre sonra Ahirete intikal eder. 

İBRAHİM USLU HOCA EFENDİNİN DENİZLİYE GELİŞİ 

İbrahim Efendi 1960 yılı ihtilalin arkasından askere gider. Tabi Askerdeyken’de Efendi Hazretleriyle mektuplaşırlar Efendi Hazretleri bir mektubunda ‘’asker dönüşü seni bandırmaya imam yapacağım der. Neticede askerliği bitince Efendi Hazretleri kendisini bandırmaya gönderir,1962 yalında Bandırma Valide cami’inde FAHRİ İmam olarak ilk vazifeye başlar. Valide camiinde fahri imamlık yaparken Ankara’dan kendisine kadro verilir ve 1964 yılında Resmi imam olarak kadroya geçer. 1968 yılına kadar Bandırmada görevine devam eder. Daha sonra rahmetli babasının isteği üzere kayseri Yeşilhisar güney camiine nakil olur. Bir sene kadar orada görev yaparlar. İbrahim Efendinin bir eniştesi vardı, Mehmet Sun adında, Mehmet Sun verem tarama teknisyeniydi ve aslen Denizlili’idi Efendi Hazretleri ona Doktor derdi eniştesi Mehmet Sun, Denizliden bir camii resmini gönderir kendisine o cami çarşı merkezdeki yeni camidir. O Zamanlar yeni camide boş bir kadro var idi, eniştesi Mehmet Sun eğer istersen gel bu camide görev yap der.Bu arada Denizli yeni camide imamlık imtihanı açılır imtihana girer ve kazanır 1969 yılında Denizli yeni camiinde göreve başlar.1971 yılına kadar yeni camii’de görev yapar.                      Daha sonra üçgendeki yeşil camiye geçer orada görevine devam eder, hem sohbet yapar ve hemde ihvanın derdiyle ilgilenirdi. Tabi denizlide ihvanın sayısıda artmaya başlamıştı, Yeşil camide artık Efendi Hazretlerinin bir Halifesi İbrahim Efendi vardı, Çarşamba günleri sohbetlere devam eder hatmi şerifler yapılır ve ihvan feyizlenirdi. Bunu çekemeyen bazı kişiler, şikayet ederler İbrahim Efendiyi, bunun üzerine beş gün gözetim altında kalır ve bu beş gün çok ama çok sıkıntılı geçer, ve sonra 1.Ağır ceza mahkemesinde hakim karşısına çıkar ve mahkeme tutuklama kararı verir, ve otuz beş gün hapis yattıktan sonra ilk celsede berat eder. Bazen İbrahim Efendi sohbetlerinde derdiki o hapiste kaldığım süredeki kılmış olduğum namazın tadını kabede dahi alamıyorum, çünkü orada zorluk altında yapıyorduk ibadetlerimizi. Daha sonra İbrahim Efendi asri mezarlık camiinde görev yapar ve oradan da şimdiki vakfımızın olduğu sahabiye camii’nin görevine geçer ve oradan emekli olur. Tabi ki bu sürede nice talebeler yetiştirmiş bazısı hakim, bazısı vali, kaymakam, müftü, imam, müezzin ve daha niceler. 

Rabbim Efendi Hazretleri ve İbrahim Efendi gibi zatları başımızdan eksik etmesin ve Allah Onlara yüksek derece ve makamlar ihsan eylesin ve uzun ömür versin Amiiiin…